“objet petit a”

ne olduğunu bilmeden konuşmak işime geliyor

*dört
Saatin kaç olduğunu bilmeye gerek yok!
Saatin kaç olduğunu bilmeye gerek yok. Yani böyle bir bilgiye ihtiyaç yok, kimi zaman duyulmuyor. Bazen böyle. Zaman ile ilgili herhangi bir kısıtlama söz konusu değil. Edilmez. Rahatız. Rahat olmak gerek zaten. Kimi zamanlar için. Evet, özellikle kimi zamanlar için rahat olmak gerek. Bunu başarabilmeli. Ben pek başarabiliyor muyum, bilmiyorum. Sormak gerek eşe-dosta, başarılı, olup olmadığını. Ölçmek, tartmak, öğrenmek gerek. Olunamıyorsa da bunun önüne geçilmeli. Rahat edilmeli. İnsan bazı şeyler için kendini yormalı, çaba sarfetmeli, uğrunda kan ter içinde kalmalı gerekirse. Böylesi önemli bir mevzuyu nasıl ıskalayabiliriz ki! Mahşerde hesabı sorulur mazallah.

Çok kofti konuştuğumu düşünüyorunuz değil mi? Yapmayın, etmeyin. Gözünüzü seveyim.

Ne diyorduk, saatin kaç olduğunu bilmeye gerek yok. İnsanlar kendilerini kısıtlamamalı bence. Saat konusunda yani. Önceden saat mi varmış, yokmuş. Yani öyle olduğunu zannediyorum. İşime gelir.

Bir yere geç kalmak olmasın mesela, geç kalınmasın bir yere. Sonra bir yere erken de varılmasın. Erken varılmalardan ve geç kalmalardan çok fena nefret ederim, çok fena. Bildiğiniz gibi değil. Yani. Zaten bütün bu gazın sebebi de odur. Şahsen, ben, hep geç kalırım. Bir yerlere. Bir türlü vaktinde varamam, ulaşamam gitmem gereken yerlere vakitlice. Bu benim umrumda mı,  pek değil. Ama üzülüyorum da. Hem de çok. İnsanlar bekliyorlar. Ben hiç beklemedim, bir kaç sefer dışında ben hiç bir yere erken gitmedim. Sevmiyorum bir yere erken gitmeyi. Bekletmeyi de sevmiyorum. Ama elimde değil. Bekletiyorum ve bekleyen insanlara üzülüyorum. Bir saat, iki saat, üç saat. Dakik biri olduğumu söyleyemem. Yalan söyleyemem. Benim gibi yaşayan insanlar için bütün bu çabam da. Uğrunda dil dökmem, dilimde tüy bitmesinin nedeni budur. Sizlere anlatmaya çalışıyorum.

Ne diyorduk, ben, saatin kaç olduğunu bilmeyen ve umursamayan insanlara çok gıpta ederim. Bilemeziniz bunu. Üzerimde tam üç tane saat taşırım, saatin kaç olduğunu kaçırmamak için. Hiç rahat değilimdir. Bu konuda. Hem de hiç rahat değilimdir. Saatin kaç olduğunu bilmemek, uçurum kenarından yürürken ayağının kayıp uçurumdan aşağı yuvarlanmak gibi bir şeydir benim için. Böyle bir korku yaşarım anlayacağınız. Ne kadar korkunç değil mi?

Aslında üzerimde üç tane saat taşımam. Gelemem öyle embesil gibi kalabalık ve ağır yaşamaya, özür. Hatta kolumda bir saat bile yoktur çok çok uzun zamandır. Dedim ya gelemem ben öyle bir sürü şey ile dolaşmaya. Kalabalık olmayı sevmem. Yalnız bir insanımdır. O yüzden saat taşımam çok uzun zamandır. Kolum yalnızdır, boştur. Pratik olmayı da severim.

Bir tek cep telefonumun saati vardır üzerimde, dakikaları takip etmeme yarayan. Lakin üzerimde üç tane saat taşıyormuş gibi hissederim kendimi, öyle bir ağırlığı vardır. Şimdi bu da nasıl olur demeyin bana. Yapmayın bunu.

Oluyor işte. Çok hisleniyorum bu konuda.

*saman köpekler

1karşımda öldü şimdi

1bir de van gogh kendisi 1889

1ölüm bir simulasyon (baudrillard haklı mıydı)

1halbuki ne kadar epik değil ?

1boş yok şimdi yanındakini de 1 bulsam sırasanana

1bir değil bugecece ki dur sırala ağzı kekeledi

1uzak dur beri gel uzak dur beri gel

1hastanede ölüm tipolojisi çok saçma

vaziyyetler

hey

yo!

Untitled

ismet özelsiz bir dergi istiyorum.

hiç dinmedim

evde var, geri çıktı.

pirana

çokça geri çokça.

ne olduğunu bilmeden konuşmak işime gidiyor.

*üç
Ben. Yani Davut Yücel (başında M.’si de var). Tek başına bir cümle olmuyorum, olanlar var mı, bilmiyorum. Esasen pek ilgilenmedim. Bin dokuz yüz küsür doğumluyum. Gencim, güzel değilim. Beğenmiyorum kendimi, beğenen var mı bilmiyorum kendini. Saçlarımı uzattım bu sebepten. Ayıptır söylemesi k.çıma kadar uzadılar. Ne ara oldu bilmiyorum, ben kesmemeye başladım aradan dört yıl geçmiş. İlgilenmeyi istemiyorum ve bu yüzden uzatıyorum. Ben ilgilenmiyorum, onlar uzuyorlar.

Dedim ya, ben davutyucel. Tek başına bir cümle olmuyorum ve olanlar var mı, bilmiyorum. Bu site nedensiz bir şekilde açılmıştır. İlk açıldığı vakit bir amacı yoktu, şimdi olduğunu da pek söyleyemiyorum. Bilirsiniz değişiyor her şey, değişir her şey. Ve severiz değişiklikleri, lakin iyidir. Fakat ben bazı değişikliklere ayak uyduramıyorum. Çok garip geliyor bana, anlayamıyorum, kavrayamıyorum. Aynı zamanda bazı değişiklikleri de acayip severim. Ne bileyim işte etrafımdaki bir şeyler değişsin isterim. Eminim, çok eminim siz de aynı şeyleri yaşıyorsunuz. Herhangi bir acayipliğe değinmiyorum ve değinmeyeceğim.

Değişiklik diyorduk, son zamanlarda yaşadığım/hissettiğim bir duygudan bahsedeyim; bir iş değişikliği yaşayacağım bir ay içerisinde. Bir yerden ayrılıp başka bir yere geçeceğim. Fakat çok garip bir şekilde kendimi sevgilisini aldatan biriymiş gibi hissediyorum. Yani bu iş değişikliğiyle ilgili olarak böyle hissediyorum. İşle olan ilişkiyi bitiren ben olmama karşın böyle bir duyguyla karşı karşıyayım. Neyse ki, bir sevgilimin olmaması nedeniyle kendimi sevgilisini aldatan biri olarak hissetmemin saçmalığının farkındayım. Ya da öyle bir şeyler işte. Ortada bir saçmalık var ve ben bunun farkındayım sayın okur! İşte sırf bu ?saçmalık?lığın hatırına, yani bu yüzden, ‘her şey boş’ felsefesiyle gardımı alıp kendimi öyle loş bir dünyanın içine atıyorum ki… Kurtuluyorum bütün o zararlı hislerden ve sair.

Küçükken hayalim müzisyen olmaktı. Aslında bir hayale sahip olduğumdan pek bahsedemeyiz. Çok feci şekilde gitar çalma isteğim vardı, ardından bir gitar edindim ve uzun yıllar çaldım (ilk aldığımla yetinmedim, başka gitarlarım da oldu:D). Geleceğe yönelik herhangi bir fikre sahip olmamamla doğru orantı olarak yaşımın ilerlemesi, ‘e madem öyle, ben de müzisyen oluveririm’ dedirtti bana. Ancak pek kıymetli bir caz piyanisti, kibarca müzisyen olma dedi bana ve ben o işi orada bitirdim. Yani işin gönül kısmı dahil her şey orada bitti, gerçekten. Sonrasında kibarca müzisyen olmamaya adadım kendimi. Şimdilerde dinliyorum yalnızca. Mesela şu anda Garbarek?in Song of Space isimli parçasını dinliyorum. Az sonra değişicek bu da…

Bahsetmiş miydim?

Bu arada, ?şimdi? ve ?şu anda? kelimelerinin, taşıdığı anlam açısından farklılık arz ettiğini hissettim bir an.

Geçen gün, yolda giderken-eve gelirken, ilkokul çağlarında bir çocuk ile annesi arasında geçen diyalogdan bir kelime geldi ve kulağıma yapışıverdi. Mevzuları neydi bilemiyorum, dediğim gibi yalnızca bir kelime ve o kelimenin bulunduğu cümlecikti dikkatimi çeken. Çocuk, annesine, gelmeyeceğini ve ?ceyranları bekleyeceğini? söylüyordu. Elbette ki geçen kelimenin doğrusu ceyran değil, ?cereyan?. Kelime, anlam itibariyle, bir akımı, akışı ya da bir olayın olma durumunu simgeler. Bahsettiğimiz anlamı ise akım; elektrik akımı. Ki bunu siz anlamışsınızdır zaten. Fakat yine de biz kelimeye takılmayalım şimdilik ve olaya girişelim! Yanlış hatırlamyorsam ya da dikkat etmemiş olabilirim, çocukluğumdan beri cereyan kelimesinin bu anlamıyla kullanıldığına pek şahit olmadım. Ya da dediğim gibi dikkatimi çekmemiş olabilir, hatırlamıyor olabilirim. Çocuğun seçtiği o kelime, beni bir an anıların arasına itti, vay be dedim, demek bu kelime ölmemiş, yaşıyor hala. Mütakip olarak acaba dedim, bu kelime her insan evladının yalnızca çocukluğunda kullandığı ve büyüdüğünde unuttuğu bir kelime mi Bunu, her insan şeklinde bir genellemeye dahil etmemiz yanlış olabilir. Her insan yani bütün Türk milleti değil de, bir kısım insan şeklinde, lokal bir genişliğe indirgeyebiliriz.

Şimdi canım sıkıldı.

aranıyor

bir psikoloğa ihtiyacım var. bilgisayarım nevrotik bir rahatsızlığın eşiğinde, psikozlar görüyor. paronayak oldu. ne yapacağımı bilemiyorum.

tabi zor günler geçiriyoruz hep beraber. buna dayanmak oldukça güç. ne bileyim, kendimize hakim olmalıyız filan.

saatin kaç olduğu hakkında

Birinci
Saatin kaç olduğunu bilmeye gerek yok. Buralarda böyle bir bilgiye ihtiyaç duyulmuyor. Vakit ile ilgili herhangi bir kısıtlama söz konusu edilmez. Kısıtlama dediysem, genel anlamda kullanıyorum. Vaktin ölçülebilirliği pek bir şey ifade etmiyor buradakiler için.

Nasıl bir yaşam tarzı sorusuna gelince, bir balıkçıyı düşünün; kısmetindeki balığı yakalamak amacıyla, göle, keyfini yerinde kılacak bir düzen oluşturmuş ve gelip oltasına takılacak olan balığını beklemekte. Oltanın ucuna takılan balığı beklemekle birlikte, sürenin hesaba katıldığını pek varsayamayız.

Kapana sıkışabileceğim bir örnek oldu.

ismi konmamış ikame

70 ya da 80?lerden kalma gibi ya da çıkıp gelmiş. mahallenin büyük ağabeyi. neşeli, seviyor-seviniyor (seviyoruz), belli ki yenilikçi, daha çok rahat ama. kafası güzel, yanıbaşımda geniş. beni düşünüyor hala, eriyorum-eziliyorum (mahçup oluyorum manasında).

16.04.2008
okmeydanı

Next Page »

Based on FluidityTheme Redesigned by Kaushal Sheth Sponsored by Web Hosting Bluebook
Page Content